BLOG

Türklerin Orta Asya’dan Dünyaya Yolculuğu

Yazar :  | 

Türklerin Orta Asya’dan Dünyaya Yolculuğu Nasıl Başladı?
Nerelere gittik, kimlerle kaynaştık, hangi izleri bıraktık?

 

Atalarımızın dünya tarihindeki yeri ve önemini yeni bir bakış açısıyla ele alan, devletleşme süreçlerini içeren dönem (D.Ö. 25 bin-D.S 600’ler), aynı zamanda Türklerin dünyaya etkilerinin de başladığı, diğer uluslarla karşılıklı iletişim ve mücadele ile kültür tohumlarının yayıldığı küresel bir olgular zinciridir.

Atalarımız Asya içlerinden dünyanın çok önemli bir kısmına etkilerde bulunmuştur. Tarih uzmanlarınca yeniden ele alınması gereken bu 30-40 bin yıllık dönem ve kültürel etkileşim süreçleri aşağıda özetlenmeye çalışıldı.

Var olan bulgu ve kanıtlara göre; dünya tarihi, Orta Asya ile Orta Asya tarihi de şimdiki Türk boylarının atası saydığı Orta Asya insanı ile başladı.

Vadim A. RanovUn “Her şey Paleolitik (Kabataş) dönemde başlar”  ve diğer bazı tarihçilerin benzer çalışmalarına göre, Orta Asya’da yerleşik kültür merkezleri, yaklaşık 850 bin yıldır, Paleolitik Çağ’dan beri varlar. Yani atalarımız yalnızca “göçebe” değildiler.

Bu yerleşik atalarımız, yaşadığı mağaralarda duvar resimleri (PİKTOGRAM) yapmış, (M.Ö. 30.000) , sonra M.Ö. 15.000’lerde bu resimleri sembol şekillere, yazı türünde resimlere (PİKTOGLİF) dönüştürmüştür. Türkler bu sembollere TAMĞA adını vermişler, zamanla bu bugünkü TÜRKÇE’nin temelini teşkil eden PROTO-TÜRKÇE’nin ALFABESİ’ni oluşturmuştur.

Aslında GÖÇ ETMEK ile GÖÇEBE olmak arasındaki farkı da iyi anlamak gerekir. ORTA ASYA İNSANI ve onun soyundan gelen TÜRKLER göç ederler ama çoğu YERLEŞİK hayatı tercih edip DEVLET kurar. Sürekli göçebe TÜRK aşiretleri vardır ama, TÜRKLER’in çoğu bunlardan ayrılıp yerleşmeyi tercih etmişlerdir.

Bu tarih boyunca göç eden atalarımız, kısaca şu coğrafyalara yayılmıştır:

OK diye bilinen PROTO-TÜRKLER, ilk TEK TANRI inancı, TANRI BELDESİ, KOZMOZ kavramları, ATEŞ KÜLTÜ, GÜNEŞ KÜLTÜ ve kutsal YILAN-BOĞA, KURT-İT, LEOPAR, DAĞ KEÇİSİ inanışları ile HİMALAYALAR’a gelmişlerdir.
TİBET yaylasına varmışlar, HİNDİSTAN’a inmişlerdir. Bölgedeki BUDİZM’in temelini teşkil eden ilk din kitabı ALTI YARIK TİGİN oralara giden TÜRKLER tarafından yazılmıştır.

DOĞU ANADOLU’ya ISUB-URA BİL devletinin devamı olan SUBAR ve SABİRLER ile girmişlerdir. İlk göç edenler KAFKASYA-URMİYE GÖLÜ-KUZEY MEZOPOTAMYA’ya yerleşmişlerdir. Bu yerleşme M.Ö.15.000’lerde başlamış, daha sonra ORTA ANADOLU ve BATI ANADOLU’ya yayılmışlardır.

– İKİN-ERİS (Aral Gölü) kıyılarından hareket eden ESEN TÜRKLERİ, ORTADOĞU’ya inmişlerdir. Burada SUBARLAR’ın yazısı SÜMER, FENİKE yazısı olarak ortaya çıkmış, sonradan GREK, BİZANS, LÂTİN ve SLAV alfebelerine temel teşkil etmiştir.

ORTA FIRAT’ta (İDUK-AT) bulunan M.Ö. 5500’lere ait TELL ES SAWWAN seramiklerinde OK, UÇ, ONÇ gibi PROTO-TÜRKÇE tamgalar görülmektedir.

SÜMER yazısında tam 18 adet PROTO-TÜRKÇE tamga vardır. UR, URUK kelimeleri “kent” demek olduğu gibi, GİR-SU da “yer-su” anlamı verir. İDUK-AT “Fırat”tır, AŞ-UR ise hem bir devlet adı, hem de “Dicle”dir.

Bu ikinci kelime “aş vurulan yer, toprakları bereketli kılan nehir” demektir. AŞ-UR’un başkenti ANT-UB UÇUĞ’dur. “Yüce Antlaşma Liderliği” anlamına gelir ki, bir federasyonu simgeler.

OK veya ON diye anılan bu Ön-TÜRKLER’in bir bölümü de KUT-YAK olarak adlandırdıkları AVRUPA’ya göçmüşlerdir.

HERODOT’un SKOLAT diye okuduğu, bizim İSKİTLER dediğimiz millet de OK TÜRKLERİ’nin soyundandır.

Bunlar OK-OZ ULİG KÖL’in (Karadeniz) kuzeyinden UÇ-ESİG EL-AT adını verdikleri ROMANYA’yı da içine alan sahada yaşayan ve kendi OK-UŞUY devletleriyle M.Ö. 2000’lerde TÜRÜK BİL federasyonuna katılmışlardır.

Belirtmek gerekir ki, OĞUZ kelimesi aslında OK-OZ’dan, UZ kelimesi de OZ’dan gelir.

Her ikisi de OĞUZ (GUR, GUZ, UZ) demektir.

Böylece OĞUZLAR’ın M.S. 700’lerde ortaya çıkmış bir kavim olmadığı, binlerce yıl öncesine, OK TÜRKLERİ’ne dayandığı bir gerçektir.

HEREDOT, onların kullandığı UÇ-USİG EL-AT ifadesini SKOLAT diye okumuş, bu GREKLER’de SKİT olmuş, Fransızca’ya SCYTHE (Sit) diye girmiştir.

Peki, UÇ-USİG EL-AT ne demektir?

Ön-TÜRKÇE’de bu (UÇ=lider; ESİG=etik, edilmiş; EL= halk, il; AT=ad, bilinen):
“OK’lardan oluşan ve lider olarak tanınan halkın devleti” anlamına gelir.

Bir kol da İSİ-YİR adını verdikleri TUNA havzasına inmişler, su yollarını takip ederek yüksek vadilere yerleşmişlerdir.

Bunlar AVUSTURYA ALPLERİ, İSVİÇRE ALPLERİ, İTALYA ALPLERİ’ne ulaşmışlardır. Bir kısmı yollarına devam ederek FRANSA’ya girmişler, PİRENELER’den geçerek İSPANYA’ya varmışlardır. Oradan PORTEKİZ’e ulaşmışlardır. Bugün FRANSA ve İSPANYA’da yaşıyan BASKLAR işte bu HERODOT’un SKOLAT dediği, kendilerine EU-SCO diyen İSKİT TÜRKLERİ’nin bir koludur.

Bir kol da FRANSA’dan İNGİLTERE’ye geçmişler ve adanın kuzeyine yerleşmişlerdir. Bugün İSKOÇ diye bilinen bu halkın atası İSKİT TÜRKLERİ’dir. Bunu kendileri de kabul eder.

Büyük bir OK grubu ise, M.Ö.2500’lerde ALPLER’den İTALYA’ya inerek oraya yerleşmiştir. Bunlar da İSKİTLER’in ETRÜSK diye bilinen koludur.

TUNA’dan güneye inenler de ARNAVUTLUK, MAKEDONYA, TRAKYA olmak üzere, BALKANLAR’a yerleşmiştir.

M.Ö.3000’lerde YUNANİSTAN’a ulaşan kol ise PELASK olarak bilinir. Onlar da İSKİT TÜRKLERİ’ndendir.

Kuzeyden ve doğudan Anadolu’ya girenler EGE bölgesine, daha sonra da ADALAR’a yayılmışlardır.

P. KRETSCHMER, “M.Ö. 5000 yıllarında Anadolu’da kaybettiği ESİ-EM kelimesinin adalarda karşısına çıktığını” belirtmektedir. Ancak bu bilim adamları, bahsettiği kelimenin TÜRKÇE’de “imek-olmak (to be)” olduğunu ve “I am” kalıplara döküldüğünün farkında olamamışlardır.

Bu göçleri göz önünde tutunca, Ön-TÜRKÇE’de “deniz, akarsu, su örtüsü” anlamına gelen ÖG-ÜZ kelimesinin Greklerce AEGEUS (EGE) haline gelebileceğini düşünebiliriz.

Ön-TÜRKLER’den bir kol da MEZOPOTAMYA’dan yollarına devam ederek OT-OĞ adını verdikleri MISIR’a (Masar) yerleşmişlerdir. Bu; MISIR YAZITLARI’ndaki TÜRK TAMĞALARI’ndan da tesbit edilmiş durumdadır.

Öte yandan, iç denizlerin kurumasına rağmen ASYA’da kalan OK TÜRKLERİ’nden AT-ATA-UR’lar (TATAR) kuzeyde MOĞOLİSTAN’da ÖTİGİN İRİŞ devletini kurmuşlardır.

M.Ö. 3000’lerde BÜYÜK OKYANUS’a kadar ulaşan TÜRKLER, bugünkü ÇİN’in kuzeyinde OD-URUGİN YİŞ devletini, ÇİN’in güneyinde ise UŞUNTUNG UYUZ devletini kurmuşlardır.

PEKİN’in ilk adı UŞUNTUNG BOLİK idi. BALIK kelimesi eski TÜRKÇE’de şehir anlamına gelir. TÜRK asıllı HAN sülâlesi sırasında HAN–BALIK oldu, yani HAN ŞEHRİ (başkent).

KORE DENİZİ’nin eski TÜRKÇE’deki adı TALUY’dur. SARI NEHİR’in ilk adı gene TÜRKÇE’dir: TALUY OGİZ.

Diğer nehirler de şöyle bilinir: NANKİN-ATATA BUV, HANTUNG-ANTUNG, HUANG-HO=UYUSU-OGİZ’dir.

Ön-TÜRKLER’in TABGAÇ-BARBAR dedikleri ÇİNLİLER ise ORDOS bölgesinde yaşarlar. ÇİN ALFABESİ’nde tam 41 TÜRK TAMGASI şekil olarak bulunur, anlamları ise değişmiştir.

Ön-TÜRKLER’in bir kolu SİBİRYA’ya yayılırken, bir kolu da BERİNG BOĞAZI’nı aşarak ALASKA’ya ulaşmış, oranın ESKİMOLAR’ını meydana getirmiş, bir kolu da KANADA ve AMERİKA’ya inerek KIZILDERİLİ diye bilinen halkları oluşturmuştur.

Bir başka kol RUSYA’nın kuzeyine yayılarak o bölgenin ESKİMOLAR’ını, bir başka kol da FİNLANDİYA’daki SAMOYETLER’i meydana getirmiştir. Sadece SAMOYETLER değil, FİN-OGUR halkı da TÜRKLER’le akrabadır.

ÇİN’den güneye inen bir başka kol da PASİFİK ADALARI’na yayılmıştır

 

bir görüş bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

antalya haber eve nargile antalya temizlik işleri