BLOG

Türklerin Düşünce ve Eylem Felsefesi Nedir?

Yazar :  | 

Türkler nasıl düşünür, nasıl hareket eder?

İçinde yaşadığımız çağ da gösteriyor ki, “Medeniyetin” merkezi olarak gösterilen tüm hakim devletler; ülkemiz Türkiye ve onun temeli Türk kültürüne, onunla kader birliği yapmış toplulukların oluşturduğu “bir olma” ülküsüne artık daha sistemli saldırmaktadır.

Hemen belirtelim ki bu saldırılar, etnik temelli değildir. Yani Türklere yönelik sistematik saldırılar; ne Hitler Almanya’sının çarpık felsefesine, ne de ekonomik-sosyal bir istila mantığına dayanmaktadır.

İşte, bu kitapta ortaya konmaya çalışılan gerçek; Türklerin neden yok edilemeyeceği ve/veya nasıl yok edilebileceğidir.

Öyle ki, bu kitabın temel tezi; Türklerin varoluşunu sürdürmesi ve yok oluşu ihtimalleri; dünyanın hatta onu kapsayan evrenin de devamlılığı ve kıyametin kopması ile paralel bir kadere sahiptir.

Bugün aklı başında tüm tarihçiler de kabul etmektedirler ki, dünya medeniyetinin en kritik dönemleri ve çağlarında; ahlak, inanış, ilerleme, eşitlik, kardeşlik, barış gibi temel değerlerin kurucu ve savunucularının başında Türkler gelmektedir.

Dünyada medeniyetin tarifini yapan ve başkasına fırsat vermeyen “hakim kurtarıcılar”; tam işler “yoluna” girdi derken, karşılarında hep bizleri bulmuşlar ve insanlığı kurtaran o temel değerleri “içleri kan ağlayarak” hatırlamak durumunda kalmışlardır.

En son, 1923’te Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından yapılan bu radikal hatırlatma, o kadar Tanrısal’dır ki, yalnız hakim güçler değil, içimizde olanlar tarafından da büyük bir KORKU ile karşılanmıştır.

Şurası da bir gerçektir ki, gerçeklerden, yüzleşmekten KORKAN insan; kendi nam ve hesabına hareket eder, eşitlik ve vicdandan koparak, Tanrı’nın ona verdiği SORUMLULUKTAN kaçar. Yeni tapınma değerleri ile şirketleşerek, adeta ona ŞİRK koşar.

İşte bu yüzden Mustafa Kemal’in “YURTTA SULH CİHANDA SULH” özdeyişi bu SORUMLULUĞU HATIRLATAN gerçek bir tecrübedir.

Bu özdeyişi bugün, dünyada kime sorsanız “AMENNA” diyecektir.
Peki ya evreni kapsayan SORUMLULUK?
Acaba buna hazır mıyız?

Bize göre varoluşun ve yok oluşun temelinde bu duygu vardır. Ve bu duygu, tarihimizi hatırlamadan canlanamaz.

Bu duygunun temeli Tanrı’dır ve onun evlatları olan Türkler bunu en iyi yaşamış ve yaşatmış olanlardır. Gelecekte de bu böyle olacaktır.
Olmak zorundadır yoksa kıyamet kopacaktır.

Rahmetli Kazım Mirşan’ın 30’dan fazla orijinal araştırması, batılı aydınların çalışmaları da göstermektedir ki, Atalarımız yalnız ilk medeniyet unsurlarını oluşturmamış, aynı zamanda onu tüm dünyaya ulaştırmışlardır.
Atalarımız göçtükleri yerlerde işgal ve asimlasyon yapmamış, kültürel paylaşım ve etkileşimde bulunarak, dünya insanlarının aşama kaydetmesine katkıda bulunmuşlardır.

Öyle ki, kendi yazıtlarında dahi Türklüğünü göze sokmayan, kibir ve cüretkarlık yerine; öğütler, iyilik, adalet, barış dileyen atalarımızın böyle davranmasını gerektiren bazı özellikleri olsa gerek.

İşte bu özellikleri ele almak gerekir ki, dünyanın diğer ulus ve devletlerinin gövermeye başladığı Doğumdan Sonrası’nın (D.S) akışı daha iyi anlaşılabilir.

 

bir görüş bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

antalya haber eve nargile antalya temizlik işleri