BLOG

Türklerin İnsan Kapsayıcılığı

Yazar :  | 

Türklerin, İnsan Algısı Derinliği ve Kapsayıcılığı

İnsan davranışlarının ve ürettiği her şeyin arka planında; onun değer yargıları, kavramlara ve varlıklara yüklediği anlamlar, kısacası kendine özgü olan dini, inanışı, kısacası evrene bakışı yatmaktadır. Yani insanın ortaya koyduğu her şey, anlamlar dünyasının ve inanışlarının yansımasından ibarettir.

İnsan inanış ve değerlerinin yerle bir edildiği son 30-40 yılda yaşananları anlamak son derece önemli. Çünkü, ilerleyen bölümlerde de görülecektir ki, inanç, ahlak, değer ve dine yönelik saldırıların merkezine konan ülkelerin başında Türkiyemiz gelmektedir.

Çünkü ezelden beri tek tanrıya inanan Türkler, inanma altyapısı gereği; dünyada bu kıyımı, ahlaksızlığı, inançsızlığı durdurabilecek özelliklere sahiptirler. Türkler, sahte medeniyetin yerine gerçek medeniyeti kurabilecek insanlık aleminin yeniden öncüsü olacaktır.

Bu yüzden, toplumların özünden çıkan inançları bilmek, olayların neden ve kökenlerini açıklamada ve yaşamın sırrını çözmede en temel konudur.

Hiç şüphesiz kabul edilmektedir ki; medeniyetlerin kaynağını dinler oluşturmuştur. Türk medeniyetinin kaynağının şifresini çözmek için de bu ilk kutsal inancın sırrını çözmek lazımdır.

Çünkü dünya medeniyetinin en kritik dönemleri ve çağlarında; ahlak, inanış, ilerleme, eşitlik, kardeşlik, barış gibi temel değerlerin kurucu ve savunucularının başında Türkler gelmektedir.

İşte bu halimizin temelinin ne olduğu, nasıl oluştuğunu bilmek ya da tahmin etmek durumundayız.

O zaman anlaşılacaktır ki, Türklerin farkının ve evrene kattıklarının gerçek yeri ırki değerlere dayanmamıştır.

Türklerin en farklı özelliği: Hayat Ağacı’ndaki sır ve Tanrı İnancı

Türkler dünyadaki varlığını ve nedenlerini çok farklı açıklarlar. Türkler aynı zamanda inanç felsefesi olarak da adlandırılabilecek olan değerlerin temellerini D.Ö 10 binlerde taşlara yazmaya başlamışlardı.

Geçmişi, bugünü ve yarını yani hayatı ve dünyayı; sürekli ve dinamik ortam içinde değişen ve gelişen bir helezonik sarmal içinde anlatan Türkler bunu hayat ağacı şeklinde taşlara, kilimlere işlemişlerdir

Ancak, kökleri kadar derin ve sağlam olan bu inancın yolu zamanla başka inanç sistemleriyle kesişmiştir. İşte bu farklı politik ortamlar, Türk inancının temellerini bozamasa da kısmı başkalaşma yaratmıştır.

Halen kökleri, bilinçaltımızda canlı halde duran bu inanç yapımız, kadim Türk töre ve geleneklerine de yansımıştır. Öyle ki bu töreler, Türklerin cihandaki başarı ve başarısızlıklarının da ana nedeni olarak durmaktadır.

Tanrı her şeyi, Gök Tanrı İnancı da her inancı kapsar

Dünya insanları için gerçek medeniyetin (OĞUŞ) ne olduğunu ve içeriğini gösteren, Türklerin ilk inanç sistemi Gök Tanrı İnancı aynı zamanda Türkler tarafından kabul gören tüm diğer dinlerin de temelidir. Hatta öyle ki, Gök-Tanrı İnancı, içinde doğduğu toplumun neredeyse tüm kültürel öğelerini ve yapısını etkisi altına almıştır.

Türklerin kabul ettikleri dinlerde de bunlar açıkça görülebilmektedir. Türkler tarihleri boyunca pek çok dinin mensubu olarak varlık göstermişlerdir.

Özetle, Maniheizm (Uygurlar), Budizm (Uygurlar), Gök Tanrı Dini (Ökük Türükler), Musevîlik (Hazarlar), Hristiyanlık (Volga Bulgarları, Uzlar, Peçenekler, Gagauzlar) ve İslâmiyet (Karahanlılar, Selçuklular, Osmalılar, v.s.) gibi dinlerde dahi bu temel yok olmamış, yeni değerlere bir sentez kurma yolun dahi girmiştir.

Çünkü ileride de göreceğiz ki, Ön-Türkler ve onları izleyen Türk devletlerindeki inanç sistemlerinde, EVRENİ EN KAPSAMLI OLARAK TARİF EDEN VE TÜM YARATILMIŞLARI KAPSAYICI OLANI “GÖK TANRI” İNANCIDIR.

“Umudumuz Şaman”

Detaylara girmeden önce belirtmek gerekir ki, Batının Türkleri tanımlarken sarıldığı bir “Şamanizm” konusu vardır ki buna din derler (derlerdi).

Şamanizm, Orta Asya’da görülen en önemli din olaylarından biridir ancak hiçbir şekilde din değildir. Hatta o meşhur İngiliz sosyolojisi, şamanı (Kam da denebilir) tanımlamak için “hekim-insan” tabirini kullanmıştır.

Türklerin dininin Şamanizm olduğunun ifade edilmesi, büyük ölçüde, şamanizmin tam olarak bilinmemesidir. Aslında böyle bir kabül, “Türk Medeniyeti diye bir şey olmadığı” tezinin desteklenmesi için de bir umut kapısıdır.

Bu Batı bakışının yanında, Gök Tanrı inancını “batıl” göstermeye çalışan bir anlayış da vardır. Hatta son yılların popüler dizilerinden Diriliş Ertuğrul’da Şaman geleneği, Moğollar eliyle “öcü” gibi gösterilmiştir.

Tüm çarpıtmalara rağmen bugün Türklerde dinin Gök Tanrı inancına dayalı olan, tek tanrılı bir din olduğu artık gerçek bir durumdur.

Hayatın Ne Kadarı Dindir?

 

Çinli’lerden sonra Türk tarihinin içeğini ve sırrını en iyi bilen Ruslar, atalarımıza hangi dindensiniz diye sorduklarında, Ak Cang diye cevap alırlardı. Bu cevap Ak inanç, Ak ruh anlamını da taşımaktadır.

Cang, din değil, dinin üstünde bir inançtır. (Ruhtur; algılama biçimidir, örftür, adettir. Yani Ak Cang, Ak İnanç, Tanrıcılık, bir din değildir. Yaşamın ta kendisidir.

Din olsaydı HıristiyanIık’a, İslam’a denk olurdu. Ama değil. Bu onlardan çok farklı ama felsefe olarak onları birleştiren bir yaşam, kainat felsefedir.

Zaten Türk’ün yaşamında maddi hayat ile manevi hayat ayrı değil, BİR’dir.

Özetle; Tanrıcılık, din değil yaşamdır. Yaşam da başka başka olur. Her kişinin cürümü, hayatı, yolu başkadır. (Birbirine denk olan kadınla erkeğin bile cürümü bir olmaz.

Türklerde çoklu dünya kavramı vardır: Benim dünyam, senin dünyan gibib

Her insan bir dünyadır.

Nasıl ki din, İslam’dır ve tasavvuf da bu dinin çerçevesi içinde bireysel pratikler olarak ortaya çıkmıştır; Şamanizm de Tanrıcılık diye adlandırılan inanç sisteminin içinde ortaya çıkmış olan bireysel pratikler şeklinde algılanmalıdır.

Özetle, inanç sisteminin yaygın adı Tanrıcılık’tır; bu dine mensup olanlara verilen ad Tanrıcı; din görevlisine verilen en yaygın isim de Kam’dır.

Bu inancın merkezinde, elçilerin veya ikincil unsurlar değil de Tanrı vardır.
Yaratıcı’nın adı haricinde bir adlandırmaya girilmez.
Yaratıcı’nm isminden gayrı bir kurumun adı şeklinde algılanabilecek ikincil isimlerden kaçınılır.

Bağlılık, bir inanç sisteminin veya öğretinin taraftarı şeklinde değil de dolaysız olarak Tanrı’ya bağlılık anlamındadır.

Türklerde Aracı yoktur

Tüm çarelere başvurulup, çözüm bulunamayan, olağanüstü durumlar ve büyük toplumsal sorunlar haricinde Kam için yapılacak iş yoktur. Kamlar, yaşama müdahale etmez.

Kam, bu kişisel sıkıntı ya da toplumsal felaketlerin ortaya çıktığı durumlarda, tiyatral bir tören düzenler ve esrik hale girip, sıkıntı ya da felaketin nedenini ve ona karşı alınacak tedbirleri öteki dünya ile bağlantıya geçerek öğrenir ve sanatın birçok dalını kullanarak hem ruhsal çöküntüyü giderir ve ruhları ayağa kaldırır hem de atalarla temas kurarak aldığı öğütleri aktarır ve çıkmazdaki topluluğa ya da bireye yön verir.

Kam’ın birincil amacı bozulan evrensel, fiziksel ve ruhsal dengeyi tekrar sağlamaktır. Kam her şeyden önce toplumun manevi dengesinin bozulmamasını sağlamakla görevlidir.

Ak dinin içindeki esas gayelerden biri olan tedavi ediciliğe de uyar. Yani ruha unuttuğu ama ait olduğu kaynağı hatırlatır.

Türklerin eski dini konusunda çalışmalar yapan Jean Paul Roux der ki, “Kam tamamen hayata dönük ve olumlu eylemler gerçekleştirmek isteyen kişiliği ile hiçbir zaman kara büyüye alet olmaz ve hiçbir zaman kötülük yapmaz. Sahip olduğu yetkileri kendi kişisel hizmetinde ve kendi savunması amacıyla bile yapmaz.”

Tek Tanrı inancı ve sorumluluk

İlk bölümlerde de ortaya koyduğumuz gibi, Türkler tarih boyunca dindar inananlar olmuşlardır. Ama Tanrı’ya sevgi ve çalışma ile bağlılık vardır. D.S’nın çağdş “kulluk” anlayışını reddeder. Türklere göre Tanrı da böylesi bir kulluğu reddeder. Çünkü, Kullukta

Saygınlık, yoktur.
Tanrımız tıpkı anamız, atamız gibi onu sevmemizi ve onun eserlerine sahip çıkmamızı ister.

Türklere göre bir insani bir şeyin kölesi, kulu olursa, o kişi sıkışmış, bastırılmış olur. Baskı altındaki kişi de, diğerleri üzerine baskı uygular. Bu eğilim yayılır. Ve Dinler arasındaki

savaşlar, insana ve doğaya zarar verme girişimleri, vs.. işte kul olmanın getirdiği baskı sonucudur. Hatta Atalarımız, kul olmanın dünyanın sonunu getireceğine inanırlardı.

Türkler, ister bey olsun ister hakan, padişah; onu kurultayla seçer, iyi şeyler yapmazsa da görevden alırlardı. Önceki sayfalarda da anlattık, bey ancak iyilk ve bereketle bey olabilir.

Tanrıcılıkta insan sadece kendinden sorumlu değil. Önceki ve sonraki soyundan da

Sorumludur. İnsanın sadece doğru yaşaması yeterlidir.

Başka dinlerde insanlar sadece kendilerinden sorumludur; ama Türkler sadece kendisinden değil, yaklaşık 7 soyundan sorumludur. Eşitlerin eşiti bizim soyumuzdan sorumludur.

Türkler hiçbir zaman isteyen, yalvaran da değildir. Çünkü o Tanrı’nın en mükemmel esridir. Ondan bir parçadır. Türk, göklere, yere, dağlara, nehirlere, ormanlara, okyanuslara, diğer milletlere ve dinlere eşittir. Ve eğer insan kendisini her şeye eşit ve sorumlu görmüyorsa, Tanrı onu hoş karşılamaz.

Dahası “Tengri gibi Tengri’de bolmuş” başı dik, asla ufuktan aşağı gözlerini indirmeyen, Tanrı’ya söyleyeceği sözü; anasına, babasına söylermişçesine rahat ve sevgi dolu ifade edenlerdir atalarımız.

Böyle bir kültüre, felsefeye sahip olduğumuz için, çağlar boyunca bizi yöneticisi olarak gören milletler huzur ve rahata kavuşmuşlardır.

Kısaca bizi biz yapan kültürse, değişirse ulus yapımız da değişmiş kabul edilebilir mi? Irk, kültürel bir inşaat ise, başka bir ulusun anlamlar ağına geçildiğinde, değişen kültürle birlikte ulusun yapısının ve kimliğinin de değiştiğini kabul edebilir miyiz?

bir görüş bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

antalya haber eve nargile antalya temizlik işleri